Mimo'nun Tercüme An(ı)ları

23 Şubat 2010

TERCUME KADIN GIBIDIR...

"Tercüme kadın gibidir. Güzel olursa sadık olmaz, sadık olursa güzel olmaz"

Suat BİLGE
SEVILGEN 23.2.10 | 0 comments |

11 Nisan 2008

TERCÜME AN ' LARIM

Köprü !

Türk müyüz, fransiz mi ?
Türklerle fransizlar arasinda bir köprü mü ?
Bogaz köprüsünden Fransa'ya seyreden meçhul bir gemi mi?
Sen veya Ren'deki bir köprüde dolasan, türk mü ?

Düsünmeden tercüme yapmasi gereken küçük bir bilgisayar mi ?...
* * *
1 mayis, ascension, descension, 2. ci dünya savasi sonu filan derken mayis basindan beri tatil yapiyor bu fransizlar. Gerçi benim isleri pek fazla etkilemiyor. Adam öldürenler, kaçakçilar, hirsizlar bugün tatil o zaman, öldürmeyeyim, kaçakçilik yapmayayim, çalmayayim demiyorlar.
« Sagolsunlar (!) » bize mesaî çikariyorlar. Bereket versin diyoruz.
Hayatini KANUN DISI islerden kazanan bir kisinin anilarini okuyorsun demektir bu... Dikkatli ol !
Annem böyle der zaten: "oglum ne belâli adamsin, ne zaman konussak ya mahkemede ya jandarmada ya da polisteydim diyorsun" diyor bana...
* * *
Savci, "Bekar misin? Evli misin? Dul musun? demek için sordu: “ Aîlevî durumun ne ? “ diye. Ben de soruyu türkçe tekrarladim. " Aîlevî durumun ne ? " diye:
Bizimki "Aîlevî durumum IYI " dedi, çikti isin içinden...

* * *
Renkler
Hastahaneden, is ve meslekî hastaliklar servisinden bir hasta için çagirilmistim. Herhâlde is kazasi yapmis biri için çagiriyorlar diye düsündüm.
Ben geldigimde, hastayi muayenehaneye almislardi. Odaya girdigimde yanlis muayenehaneye bulundugumu sandim.
Doktorla gayet güzel fransizca konusan, 15-16 yaslarinda bir çocuk..
Yanilmadigimi, dogru yerde oldugumu, gencin görme problemi oldugunu söylediler.
Cocuga, kendisinde renk görme problemi oldugunu, onun için burada oldugunu tercüme edince, genç, benim üstümdeki gri kazagi göstererek:
-“Bende renk problemi olur mu ? Meselâ, senin üstündeki kazagin rengi kahverengi” dedi.
9-10 yasinda Fransa’ya gelmis, ve Fransa'da bir okulda okuyan bir genç olarak fransizcayi tam konusamamasi, renkleri bilmemesi beni biraz sasirtmisti.
Iki saat boyunca çesitli testlerden geçtikten sonra, doktorlar, genel renk körlügü olmadigina, ama bir tuhaflik olduguna karar verdiler. Bazi reklerin isimlendirilmesi yanlisti. Mor renk mavi oluyordu, gri kahverengiye dönüsüyordu, kirmizi da pembe oluyordu. Testlerin sonucunu beklerken, gence bir dergideki mor rengi göstererek, "Sen, mor renginin ne oldugunu biliyor musun ? " dedim. Suratima bakisindan, bu sifati ilk defa, duydugunu-fark ettigini anladim. Mavi ile mor renkler arasinda alistirmalar yaptiktan sonra, bu iki rengin ayni tonda olmadigini, ikisinin ayri isimlendirildigini anladi.
Aslinda bu çocukta, geldigi bölgenin egitiminin etkileri vardi, zaten türkçe kelime hazinesinde olmayan renkleri, tabii ki fransizcada tanimiyordu. Yoksa gözleri iyi görüyordu.
Doktor ekibine bu durumu anlatmaya çalistim, ama onlarin kavramlarinda da böyle bir tani varolmadigindan, pek anlayamadilar.
Bu durum karsisinda reaksiyonlari, " renklerle problemi oldugundan, ileride, örnegim elektrikçi vs. gibi kablolarla ugrasilan bir meslek seçmemesi"ni tavsiye etmek oldu.
Cocuk, ya terzi, ya da boyaci olmak istiyordu.
Doktorlarin cevabi: "Neden olmasin? Nasil olsa, artik hersey hazir,... bu meslekler için renklerin fark edilmesi sart degil ", olmasin mi ? ...
Düsünsenize, terzi oldu, bir konfeksiyoncuda çalisiyor, mor, gri ve kirmizi kumaslari sirasiyla birbirine dikmesi gerekiyor... " Önemli mi ?" Hersey hazir, nasil olsa ! ...
Ya boyaci olursa, müsteri burayi açik pembe boya dedi, o da kirmiziya boyadi, "Önemli mi ? Nasil olsa renkler hazir geliyor, hiç karistir mi ?...

Solcu, asiri dinci terörist

Sabah, alelâcele ise gidiyordum. Tam yola çikmistim ki, telefonum çaldi. Gümrük polisi acele gelmemi istedi. Hemen geri döndüm, ve gümrüge gittim.
O günlerde Afganistan, Talibanlar, dinci teröristler gibi konular gündemde oldugundan, insanlarin kavramlari da bunlardan etkilenmis olsa gerek, dosyayi daha tam okumamis oldugu anlasilan emniyet amiri:
-“Sizi, yakaladigimiz, büyük bir dinci terörist örgüt militani için çagirdik, özel timlerle getirilecek” dedi. Ben de bunun uzerine, cübbeli, sarikli, sakalli bir adam beklemeye basladim.
Kendisi için tercüme yapmam gereken adam karsima çiktiginda, bayagi sasirdim. Hücresinden apar topar çikarildigi, hafif sakalindan belliydi. Ufak tefek, kisa boylu, oglum yasinda, dogu siveli bir delikanli... Cübbesi, sakali da yoktu.
Kendimi tanittiktan sonra bana söyledigi ilk kelime: “Kirmanji?” oldu. Kürdçe bilmedigimi, türkçe konustugumu söyledim.

Megerse adam yasadisi asiri solcu örgütlerden birindenmis. Almanya'da yaptigi bir eylem yüzünden tutuklandiktan sonra, verilen 10 senelik hapis cezasini çekmek üzere Almanya'da ceza evindeymis. Fransa ile Almanya arasindaki hukukî dayanisma andlasmasi çerçevesinde ifadesine basvurulabilmesi için, Fransa'nin talebi üzerine Fransa'ya geçici bir süre için iade edilmis. Bu nedenle Almanya'daki ceza evinden polis gözetimi altinda çikarilarak Fransa-Almanya sinirinda fransiz polisine teslim edilmis.
Her zamanki gibi muhabbeti baslatmak için, “Memleket neresi?” dedim, adamin tepkisi:
- ”Sen ne biçim tercümansin, sana ne” gibi bir sey olunca iyice sasirdim.
Ve, görevimi her zamanki gibi devam ettirdim. Kimlik tesbitinden sonra, ne sebeple oraya getirildigi anlatildi. Tutanak hazirlandi imzalandi. Gümrük polisinden sonra, Cumhuriyet Savcisinin huzuruna çikarilacagi ve orada da benim tercüme yapmam gerektigi anlatildi.

Bu sirada, ürkütücü özel timler etrafimizi sarmisti. Filmlerden çikip gelmis "Robokop"lara benziyorlardi. Her hareketimizi yakindan takip ediyorlardi. En ufak kipirdama atmaca gözüyle takip ediliyordu. Benim görebildigim, üç tane "robokop" vardi, ama binanin dört bir yani özel egitim ve tam donatimli timlerle doluydu. Bu operasyon için bir helikopterin de hazirda bekletildigini konusmalardan duydum.

Gecikmemek için hemen yola çiktim.
Daha arabamin kapisini açmadan, sekiz dokuz tane normal görünüslü araba, siren sesleriyle, yanimdan simsek gibi, konvoy halinde geçtiler. Arkalarindan bakakaldim. Konvoy, ne trafik lambasinda duruyordu, ne kavsak taniyordu.

Gümrük ve mahkeme binasi arasi 15 dakikalik yoldur. Mahkemeye vardigimda onlar çoktan içeri girmislerdi. Cumhuriyet savcisinin önünde herkez hazir bir sekilde bekliyordu. Asansörden kapisindan rahat rahat çikarken, birden karsimda kocaman bir "robokop" belirdi. Otomatik olarak iki yana açilan kapinin arkasinda o kadar yakin duruyordu ki nerdeyse toslayacaktim. Adamla burun gögüse kaldim. Selvi boylu degilimdir ama, adam çam yarmasi bir sey. Koridorda savcinin odasina dogru yürürken arkamdan her hareketimi dikkatle takip ediyordu. Bütün katlarda özel timlerle önlemler alinmisti. Genelde sessiz ve sakin olan mahkeme koridorlari, bu alisilagelmis disi kiyafetli polislerin varligindan tedirgin olmustu. Savcinin odasinin bulundugu koridordaki diger memurlar çok tedirgin olmus ki, bir tanesi "robokop"lardan birine,
“Tehlikeli bir durum mu var, mahkemeye saldiri mi olacak” diye sorunca, özel tim,
“Önemli birsey yok, bir tutuklu savcinin huzuruna çikariliyor” diyerek gayet kisa bir sekilde kestirip atti.

... (burasinin detaylarini unutmusum... demek ki hatiralarini geciktirmeden çabucak, sicagi sicagina yazmak lâzimmis...)

Her zamanki usul uygulandi, ve tutuklu yine apar topar götürüldü.

* * *
Sivas'li Mafyaci Marius
Abi neler var neler. Anlatsam dibin düser. Geçenlerde bir isle ugrastim, tam Aziz Nesin'lik hikâye.
Sivas'linin biri benim oturdugum yere 45 km mesafede küçük bir köyde polis tarafindan yakalanmis. Üzerinde siyah bir maksi palto (adamin boyu 1,60 - 1,65), beyaz gömlek, siyah takim elbise, parlak yumurta topuk siyah ayakkabilar (karnaval geçeli aylar oldu ama...), istasyon çevresinde dolasirken, bu kiyafetten "GICIK" kapan polisler, kimlik kontroluna tabi tutulmular. Sivas'li derhal "KAPI" gibi bir Hollanda pasaportunu çikartmis. Resim yerinde ama, isim MARIUS falan gibi bir sey.
Adamin ne sekli semâli, ne surati, ne eskali ile alakasi olmayacak bir isim. Polisler sunu bir sorusturalim bakalim demisler. Merkezden sordurmuslar bu adam kimdir diye. Merkezden cevap, "hemen alin içeri, interpolun kirmizi bültenle aradigi azillilardan biridir". Almislar bizim Sivas'liyi gözaltina.
Parmak izlerinden yola çikarak yapilan tahkikatte, Sivas'li Marius'un 1996 da Fransa'da uyusturucudan 6 sene hapis cezasi yedigi, bu cezanin 4 senesini hapiste yatarak geçirdigi, geri kalan 2 sene için de, sartli aftan yararlandigi, bir daha Fransa'ya ayak basmamak sarti ile 2000 senesinde Fransa'da yurt disi edildigi, Türkiye'ye gönderildigi ortaya çikiyor.
Bende tercüman olarak ise müdahale ediyorum. Sivas'liya dedim ki: "Be adam, sen aynaya hiç bakmadin mi? Senden MARIUS olur mu?. Bu adam olsa olsa Rize'li olur... Dedim, bu pasaport ne? Senin Fransa'ya süresiz girme yasakli oldugunu biliyorsun, asil MARIUS, azili bir adam. Bu adami polis kirmizi bültenle ariyor.
Cevap su, "Ben bu pasaportu Almanya'dan 200 euroya satin aldim. Hey yarabbim, ölür müsün, öldürür müsün? Bir de para vermis üstüne.... Bak, bak seeen. Böyle bir adamin pasaportunu para ile satin alip, kaçak olaraktan gel burada üstelik Mafya kiyafeti ile polise yakalan. PESSS BEEE.
MARIUS'un eskalini getirtti savcilik Hollanda polisinden. Üstelik, MARIUS zenciymis...... Fransizlarin, "Cerise sur le gâteau" dedikleri gibi bir sey (Kremali pastanin üzerindeki, süs çiçegi...).
Dayanamadim adama dedim ki, bundan sonra senin adin "Sivas'li, zenci, laz, mafyaci katil MARIUS" olsun.....Iste bunlarla ugrasiyoruz....
(Devami var) (Devami var ama, ne zaman onu bilmiyorum)
SEVILGEN 11.4.08 | 1 comments |

06 Aralık 2007

Bir tercümanin hatira defterinden... AN'LAR

Uluslararasi toplantilarda birçok devletten yöneticilerin katildigi konferaslarda, birçok dilden simültane çeviri yapan tercümanlar görev yaparlar. Konusmalari aninda sözlü olarak dinleyicilere ve konusmaciya kulakliklar vasitasi ile herbirinin anladigi dilden iletirler. Bu tür çeviriler büyük beceri ve dikkat istedigi gibi çokta yorucudur. Bu yüzden tercümanlar yaklasik 20 dakikada bir görevlerini bir baskasina devrederek dinlenmeye çekilirler. Dinlenirken dahi konusmalari takip etmek zorundadirlar ki, tekrar görev basina geçtiklerinde, genel konuya vakif olabilsinler.
Dostlarim, meslekdaslarim ile tercüme konusunda konusurken bazen ilginç hikayeler duyarim. Herkesin basina gelmis bir olayi, hikâyesi, tuhaf veya degisik bir anisi vardir. Bunlardan ilginç buldugum bir tanesi, tercümanin sadece bir çeviri mekanizmasi olmadigini göstermesi bakmindan dikkate deger.
Fransa'da liselerde ingilizce ögretmeni olan bir dostum, 50 yasindan sonra aldigi ani bir karar ile Alliance Française vasitasi ile Güney Amerika'daki Fransiz liseleri ingilizce dersi sorumlusu olarak Sili'ye yerlesti. Bu satirlari yazdigim siralarda, eski bir emekli ögretmen olarak Fransa'da yasamini sürdürüyor. Bu arkadasimin anlattigi bir çeviri hikâyesini hatirladim.
Daha önce bahsettigim türde uluslarasi bir toplanti sirasinda söz alan bir devlet baskani, kendi dil ve kültürüne dayali bir kelime oyunu ile, stratejik bir önem tasimayan komik kisa bir hikaye anlatir. Bu kelime oyununun dil ve kültüre dayali oldugunu farkeden tercüman ani bir kararsizlik içinde kalir, çevirinin digerlerinin anlayabilicegi bir sekilde yapilmasi imkânsizdir...
Iste bu anda tercüman kivrak bir sekilde zekâsini kullanir ve kulakliktan dinleyicilere sunu söyler:
"Konusmaci su anda tercüme edilmesi imkânsiz bir kelime oyunu yapti ve dinleyicilerin gülmesini beklemekte"...
Tabi bu sözler dinleyicilerin yüzüne bir gülümseme ile yansir. Konusmaci yapmis oldugu kelime oyununun vermis oldugu haz ile konusmasina devam ederken, konferans aksamadan devam eder.
Konusmaci konusur, dinleyiciler güler yüzle dinlemeye devam ederler. Tercüman görevini yapmistir...
Siz olsaydiniz ne yapardiniz?
SEVILGEN 6.12.07 | 1 comments |

05 Aralık 2007

Bir tercümede dikkat edilmesi gereken noktalar

Elime geçen bazi tercümelere baktigimda, dikkatimi çeken, buna karsilik kolayca göz ardi edildigini düsündügüm önemli bir noktanin altini önemle çizmek istiyorum.

Belli bir belgenin eksiksiz ve dogru bir tercüme yapabilmek için, aslinin tamaminin, tüm verileri ile tercüme edilmesi gerekir. Tercüman, tercüme yaptiginda, yeni bir nesnel temel üzerinde, asil (orijinal) belgenin yerine hukukî anlamda geçecek, yeni bir belge yaratir (üretir). Bu nedenle, tercümanin tüm görsel verileri belirtmesi gerekir : meselâ düzeltilmis kelime, elle çizilmis cümle, mühürün veya damganin içerigi (veya kapsami). Baslikli bir kagit üzerine yazilmis metnin, kagidin tüm ögeleriyle ve basligin tüm yazilariyla eksiksiz tercüme edilmesi gerekir.
SEVILGEN 5.12.07 | 0 comments |

31 Mayıs 2007

Yabanci etnik kökenli yeni Adalet Bakani

Yeni Cumhurbaskani seçilmesinden sonra, yeni bir hükümet kuruldu. Adalet BAkani olarak göreve getirilen kisi etnik kökeni bakimindan yabanci asilli bir kadin. Göreve getirildikten sonra katildigi röportajlarda kendi anne ve babasinin Fransa'ya yerlestikleri senelerde dil bakimindan çektikleri zorluklari dile getirdi.
Bu bakimdan tercüme ve tercümanlar konusuna daha duyarli olabilir. Gerçi zamanla ne oldugunun görecegiz. Bu tür röportajlarin yakinda yapilacak milletvekili seçimlerine hazirlik amaçli oy toplamak için yapilis röportajlar olabilme ihtimali gözden kaçirilmamali.

Umarim tercüme ve tercümanlar konusuna daha önceki adalet bakanlarina nazaran daha duyarli olur. Kim bilir belki nerede ise 20 seneye yakin bir zamandir hiç arttirilmayan eksper tercümanlara görevleri karsiligi yapilan ödenekleri de bir gözden geçirmeyi akil eder.

Avrupa standartlarinda eksper tercümanlara tahsis edilen ödenekler kiyaslandiginda Fransa içler acisi bir konumda. Aslinda Fransa degil eksper tercümanligin hali içler acisi demek daha uygun olur.

Bekleyelim görelim.
SEVILGEN 31.5.07 | 0 comments |

07 Aralık 2006

Müfettis tercüman...

Aksam saat 20.00 daha yeni geldim eve. Bir yaralama davasi...
Kadin kocasi ile kahvaltida kavga etmis. Münakasa esnasinda kocasini biçaklamis. 35 yasinda Türkiye'nin uç Dogu sehirlerinden gelen bir çift. Iki buçuk senedir evliler. Kari-koca aslen ayni köydenler. Ask, daha kadin 12 yasindayken baslamis. Sonra adam Türkiye'yi terketmis. Seneler süren bir bekleyisten sonra evlenmisler. Neyseki agir yaralama degil. Adami bir gece hastahanede yatirdiktan sonra, ertesi gün taburcu ettiler.
Bu son günlerde iki yaralama biçaklama davasi oldu pespese. Ifadeler alindi. Polislere dedim ki: "bu sene kurban bayramini erkene aldik"... Güldük... Aci seyler yasarken de gülebilmek gerekli herhalde. Aksi takdirde devam etmek zor.
Cinayet masasindaki polislerden bir tanesi gitmis, yandaki uyusturcu masasindaki arkadaslarina anlatmis dedigimi. Ordakil polisler kapisi açik, benim bulundugum büronun önünden geçerken, "bayraminiz kutlu olsun" diye benimle dalga geçiyorlar
Uzun sürdü. Sigara içmek yasak, çay istikakimi alamadim bütün gün. Sonlara dogru basim döndü. Emniyet merkezinde tek basina dolasmakta yasak. Asasörlere binmek için özel sifreli kartlar gerekli. Kisildim kaldim. Bir ara, savciya ifadeler hakkinda rapor verilecekti. Telefon ettiler. Savci bekletiyor telefonda.
Dayanamadim polis arkadasa rica ettim kartini istedim. Assagi inip avluda bir sigara içeyim diye.
Aldim karti yürüyorum koridorda. Eskortsuz, tek basima, saçlarda ak...
Beni tanimayan genç polisler yanimdan geçerken saygiyla selam veriyorlar. Bende hiç bozuntuya vermiyorum ve selamliyorum. Hazir ol desem, nerdeyse esas durusa geçecekler Demislerdir merkezden gelen bir müfettis bu, teftiste herhalde...
SEVILGEN 7.12.06 | 0 comments |

23 Kasım 2006

Son Kasim

Ara vererek yaziyorum. Siradan sayilabilecek olaylar çogunlukta. Her zamanda içinden gelmiyor herseyi yazmak insanin. Yillar geçtikçe bu meslege basladigim ilk günler canlaniyor ara sira hafizamda. Eskidigimi hatirlatiyor gün geçtikçe emekliye ayrilan emniyet müdürlügünde tanidigim simalar.

Bugün yine böyle bir sey oldu yine. Epey zamandir tanidigim, emniyetin sabika kayitlari servisinde çalisan pek fazla konusmuslugum olmayan bir memur, emniyet genel müdürlügündeki giriste dolasiyordu, sessizce, tek basina. Orda giriste halka okumasi için birakilmis içinde çok reklam ve resim olan ücretsiz haftalik mecmualardan bir tane aldi, içerigine hiç bakmadan elleri arasinda yuvarladi, kimsenin yüzüne bakmiyordu, gözleri sanki bir sey aramiyordu, donuk ve yavasça ilerledi. Emniyet danismasinda oturan genç memurlara lâkayit bir göz atti, yanlarindan bir sey söylemeden geçti arka tarafa dogru ilerledi.
O kisma ancak bir görevli esliginde girilir.Genç kadin memur adamin hiçbirsey sormadan o kisma dogru ilerlemesinden rahatsiz oldu, yerinden kalkti adama dogru yöneldi.
O anda yasli memur, birden canlandi. Adetâ kendisi ile ilgilenilmesinden memnun olmustu. Biraz böbürlenerek, biraz, sevinerek: "Ben eskilerdenim" dedi. O kurumdaki çalismisliginin, emeklerinin kükremesi gibi "ben eskilerdenim" çikti agzindan. Genç kadin memur bir adim geri atip "öyle diyorsaniz, öyledir" dedi ve masasina geri döndü.
Bir ayagi aksayan yasli memur, beyaz tavana bakarak koridorda yavas adimlarla gözden kayboldu.

Yasli memurun emekli oldugunu böyle ögrendim. O'nu ilk olarak tercümanliga basladigimda bir sabikalinin resimlerini çekerken görmüstüm. Ilk defa böyle bir seye, sinemada gördüklerim disinda, bizzat sahit oluyordum. Biraz yaninda durmama müsade etmisti. Sonra parmak izlerini almaya basladi, parmak izi teknigini kisaca anlatmisti. Kullandiklari mürekkebin cinsini, izlerin alindigi karton parçasinin özellikerini, arsivlemeyi, vs. bazi detaylari kisaca anlatmisti. O gün canlandi gözümde, nasil merakla dinlemistim...

Az sonra kadin memur bana dogru yaklasti, cinayet masasindan telefon ettikerini az sonra beni gelip alacaklarini bildirdi. Nitekim öyle oldu. Konuyu kisaca anlattilar. Iki is arkadasi arasinda çikan bir tartismada bir yaralama davasi idi. Yarali oldukça ciddi bir durumdaymis. Hastahanede yogun bakimdaymis. Sanikta nezarethanede bekliyordu.
Gözaltindaki haklarini bildirdikten sonra, sirasi ile avukati ile görüstürüldü ve saglik kontrolu için doktor muayenesinden geçirildi. Ardindan sabika kayit bölümüne geçtik... Parmak izleri alinacakti.
Artik eski körüklü perdeli fotograf makinasi ile çekilmiyordu resimler. Taninmis bir marka dijital fotograf makinasi vardi. Fakat, polis kayitlarina kimligi islenecek adamin önüne, polislerin çok eskiden beri kullandiklari üzerine beyaz tebesir ile sabikalinin kimligini yazilan kara tahta oradaydi. Hiç degismeyen, emektar, kara tahta...

Anlasilan kara tahtanin dijitali kullanisli degil, ondan vazgeçememisler.

Parmak izleri aliniyordu, baktim mürekkep ve takimlar orada masada duruyor, fakat tertemiz. Parmak izlerini de dijital makina ile aldilar. Sordum... "Mürekkep kullanmiyorsunuz artik galiba" diye. Memur gülümsedi, "onlar tarihe karsiti" dedi. Sesszilik oldu. Arkami dönüp, bürodan çikarken, yukarda rastladigim yasli memurla göz göze geldim.

Bakti "artik onlar tarihe karisti" dedi, aci bir gülümsemeyle...
SEVILGEN 23.11.06 | 0 comments |